

Yeryüzünün Hafızası, Zamanın Sığınağı: Yeniden Galıf
Küratör: Melek Feride Çelik
Sanatçı: Aslı Tekin
Mekân: Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, Sanatçı Yerleştirme Programı
Çağdaş insan için “sığınmak”, yalnızca mekânsal bir korunma ihtiyacının ötesine geçerek; hızın,
gürültünün ve köksüzlüğün egemen olduğu bir dünyada zamanı askıya alma, yavaşlama ve hafızaya
tutunma arayışına dönüşmüştür. Anadolu’nun kırsal mimari mirasında, doğanın sert koşullarına,
yağmura ve yorgunluğa karşı geçici bir korunak olarak yükselen yalın kerpiç yapılar —yani Galıf—
bu kadim sığınma arayışının en saf, en işlevsel ve şiirsel tezahürlerinden biridir.
Sanatçı Aslı Tekin,Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nin sanatçı yerleştirme programı
kapsamında gerçekleştirdiği projede, coğrafyanın bu dilsiz tanığını bugünün çağdaş sanat pratiğiyle
yeniden inşa ediyor. Ancak bu “yeniden üretim”, geçmişe ait bir formun nostaljik bir replikası
değildir; aksine, toprağın döngüselliğini, emeğin tarımsal hafızasını ve kolektif aidiyeti bugünün
mekânsal deneyimine tahvil eden yaşayan bir müdahaledir.
Tekin, alışıla geldik konvansiyonel galerilerin “beyaz küp” yalıtılmışlığını reddederek, üretimini
Muğla’dan Bayburt’a uzanan beş günlük bir coğrafi keşif rotasıyla başlatır. Yol boyunca toplanan
farklı killer, doğal pigmentler, taşlar ve bitki örnekleri, yerleşkede yükselen Galıf’in duvarlarında
birer hafıza katmanına dönüşür. Sanatçının müdahalesi, müzenin etnografik dokusuyla sert bir
kontrast kurmadığı gibi, onun içinde tamamen görünmez olmayı da seçmez. İstanbul’da modern
mimarlık ve çağdaş sanat disipliniyle yetişmiş bir sanatçının estetik refleksleri ile Anadolu’
nun
yerel üretim bilgisi, yapının yüzeyinde doğal ve akışkan bir diyalog geliştirir.
Toplum hafızasında “kırılgan ve efemer” olarak kodlanan kerpiç, Tekin’in pratiğinde yüz yıllık
yapıların geri dönüştürülmesiyle elde edilen, nefes alan, sürdürülebilir ve zamana meydan okuyan
çağdaş bir heykel/mekân malzemesi olarak yeniden tanımlanır. Sanatçı, Galıf’in geleneksel
ölçeklerini büyüterek izleyiciyi sadece seyirci konumunda bırakmaz; yapıyı içine girilebilen,
duvarlarındaki organik dokularda erozyonun, minerallerin ve toprak katmanlarının izi sürülebilen
interaktif bir deneyim alanına dönüştürür. Sıkıştırılmış toprak tekniğiyle mekâna dahil edilen
oturma elemanları, ziyaretçiyi bu serin sığınakta durmaya, yavaşlamaya ve kırsal üretimin sessiz
ritmini dinlemeye davet eder.
Yeniden Galıf, başak, buğday ve anız kokulu bir tarım emeğinin, topraktan gelip yine toprağa dönen
döngüsel hafızanın anıtıdır. Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nin yaşayan müze kimliğiyle tam bir
bütünlük kuran bu yerleştirme, izleyiciye unuttuğumuz o en temel soruyu fısıldar: Coğrafyanın,
toprağın ve yavaşlığın sesine kulak verdiğimizde, sığındığımız yer neresidir?
